Liderin ve Ekibin Motivasyonuna 4 Kadrandan Bütünsel Bakabilmek

 

Sözlerdeki incelik güven yaratır. Düşüncedeki incelik derinlik yaratır. Duygulardaki incelikse sevgi yaratır. Bunlara sahip olan insan ise her zaman kendini aratır. 

-Lao Tzu

Birkaç yıl önce dahil olduğum ve birçok ülkeyi kapsayan keyifli bir projede uluslararası bir organizasyonun Hindistan’daki CFO’suna koçluk yapma şansına sahip olmuştum. Ana tema olarak çalıştığımız konu; ekibiyle olan ilişkisini (iletişim değil, bunun altını özellikle çizmek isterim) nasıl iyileştireceği ve takım olarak organizasyondaki etkilerini nasıl arttıracakları çerçevesinde netleşmişti. Ancak yaptığımız görüşmelerde konu ne zaman liderin kendi iç dünyasına gelse bunun farkında olmadan tekrar takım üyelerinin bireysel ve ortak tutum ve davranışlarına doğru yönlendirdiğini fark etmiştim.

Değerli hocalarımdan Ken Wilber ile 2006 yılında Colorado, Denver’da kesişen yolum hayat yolculuğumda yaşadığım deneyimlere ve koçluk mesleğine bakışımı derinden etkiledi. Bir matematik mühendisi olarak sistemsel ve bütünü hesaba katan yaklaşımları gerek bireyler gerekse takımlar, organizasyonlar, kültürler bazında görebilmeyi (ve tabii ki görebildiğim kadarıyla) çok değerli buluyorum.

Bu noktadan hareketle 2018’in sonundan itibaren yurtdışında, 2020’nin son çeyreğinden itibaren de ülkemizde verdiğimiz ICF ACTP onaylı I.C. Integral Coaching™ ve üst düzey yöneticilere yönelik I.L. Integral Leadership™ programlarımızın temel noktası olan All Quadrants-Tüm Kadranlar yaklaşımını burada sizlerle paylaşmak istiyorum.  Temel alacağımız bu yaklaşımla sizin liderliğinize, takım olarak liderliğinize ve en nihayetinde de organizasyon olarak liderliğinize ve tüm bu seviyelerde oluşturacağınız motivasyona katkı verebilmeyi umuyorum.

Dünyayı olduğu gibi değil, olduğumuz gibi görürüz. 

-Anais Nin

Durumlara, olaylara, kişilere verdiğimiz tepkiler veya yanıtlar genellikle farkında olmadan 4 ana alandan gelir. Söylemlerimize dikkat edersek bunun çoğu zaman aynı alandan geldiğini bu dört perspektiften birini ağırlıklı olarak kullandığımızı fark ederiz.

Ağırlık verdiğimiz alan farkında olmadan bizim görüşümüzü, düşüncelerimizi, perspektiflerimizi ve eylemlerimizi sınırlandırır. Bir lider olarak ya da liderlik takımı olarak bu alanların hangisinde yoğun olarak var olduğumuzu fark edersek o zamana kadar bizim için şeffaf olan algımız kırılır ve bu sayede diğer perspektiflerden de bakabilme, düşünebilme ve eyleme geçebilme şansına sahip oluruz.

Bu alanları görselleştirdiğimizde (Şekil-1) konu hepimiz için daha kolay anlaşılır bir hal alır:

Bütünsel perspektifin temel mesajı şudur: karşılaştığımız her durumda –iş veya özel hayat– bu dört kadran her an ve her koşulda mevcuttur. Her biri de önemli ve değerlidir. Bununla birlikte gerek kendimize gerekse diğerlerine liderlik edilmesi söz konusu olduğunda öncelikle keşfetmeye ve derinleşmeye ihtiyaç duyduğumuz alan kadranın Üst Sol (USL) köşesidir.

Kadranın üst sol (USL) köşesinde “Ben” bölümünde kendini gören ve tanıyan lider ekibine yöneldiğinde ve artık onları daha kolay gözlemleyip anladığını gördüğünde, ekibe verdiği değerin arttığını fark edecektir. Çünkü ilk basamak olan kendini tanıma, kendiyle barışma noktasında en zor ve önemli olan adımı başarıyla tamamlayıp ekibe özgüvenle ve kucaklayıcı bir biçimde yaklaşacaktır.

Bir kişinin kullandığı dil ve tutumları, kişinin hayatında ağırlık verdiği kadrana ilişkin ipuçları verir. Dil, bir insanın benliği, başkalarını ve dünyayı görme ve ilişki kurma biçiminin özgün yansımasıdır. Bu noktaya önem veren liderler hem kendi kullandıkları dilin odağını, bakış açısını ve vurgusunu fark ederken hem de ekip üyelerini ve paydaşları bu alanlarda dinleyerek kadran yönelimlerini kolaylıkla algılayabilirler.

Farkı belirginleştirmek ve biraz daha açıklamak için bir senaryodan yola çıkalım; bu senaryoda, dört kişilik bir gruptan bir proje üzerinde birlikte çalışmaları istenmişti ve bu onların ilk ekip toplantısıydı. Her biri, ekibin bir üyesi olmak ve ortak projeleri üzerinde çalışmak konusunda birkaç kelime söyleyerek başladılar ve işte açılış yorumları:

Üst Soldan (USL) gelen kişi “Gerçekten özgürce bir şey yaratma fırsatı olduğu için ve bu projede çalıştığım için çok heyecanlıyım. Bu projede benim için en önemli nokta, fikirlerimi, düşüncelerimi rahatça ortaya koyabileceğim bir alanın bana sağlanmasıdır.”

Üst Sağdan (USG) gelen kişi “Performansımı ortaya koyacağım bu kadar zorlu bir projenin parçası olduğum için çok enerjik hissediyorum. Yapacak o kadar iş var ama o kadar da az zaman var! Hemen işe girişelim ve ne yapılması gerektiğini öğrenelim ve ardından da işe başlayalım. Ben eylem adımlarını ve yapılacaklar listemizi oluşturmaya hazırım.”

Alt Soldan (ASL) gelen kişi “Hepimiz çok farklı geçmişlerden ve yeteneklerden geliyoruz bu nedenle dördümüzün neden bu proje için seçildiğini anlayabiliyorum. Önümüzdeki süreçte aynı sayfada olduğumuzu, ortak bir amaç için yola çıktığımızı kavramak bizim için hayati olacak.”

Alt Sağdan (ASG) gelen kişi “Bu projeyi tamamlamak için gereken zaman aralığı az olsa da üreteceğimiz sonuç temel iş altyapımızı daha iyi bir şekilde etkileyebilir. Ana başlangıç noktamızın bizi hedefimize götürecek yapıyı kurmak ve hepimizin uyacağı kuralları netleştirmekle şekillenecektir.”

Bunlar bir toplantıda dört kişinin tipik açılış yorumları olabilir. Her biri, ifade eden üyenin ağırlıklı kullandığı kadranı yansıtan, odakları farklı ancak gerçeklik barındıran ifadedir. Tam bu noktada, her kişinin bakış açısını etkileyen kadranı, kişinin sahip olduğu, çevresini ve kendini gördüğü lens veya filtre olarak tanımlamak sanırım yerinde bir yorum olur.

Bu yaklaşımı kadranlarda detaylandırırsak (Şekil- 2) liderlerin, takımların, organizasyonların söylemlerinden ve tutumlarından baktıkları perspektifi anlayabilir ve açıkta kalan bölümleri dahil ederek bütünü oluşturabiliriz.

Şekil-2

Paylaştığımız örnek, farklı kadran yönelimlerine sahip dört kişinin bir toplantıda ne söyleyebileceğini yansıtırken, bir kişinin yöneldiği kadran, her an dinlendikleri ve gördükleri manzarayı da inşa eder. Oluşan bu manzara, kişinin kendisiyle, başkalarıyla ve diğer her şeyle  doğrudan ilişkilidir. Bütünü gören bir liderin her toplantıda ve adımda bu fikirleri, bakış açılarını ve yöntemleri analiz edebildiğini düşünün. Ne kadar harika olurdu değil mi?

Takım içi ilişki demişken 21. yüzyılda hızın, dakikliğin, şehir hayatının ve stresin bu kadar yükseldiği dönemde verim kavramının altını doldurmanın ve motive şekilde katma değer üretmenin gün geçtikçe daha da zor hale geldiğini hepimiz deneyimliyoruz.

Özellikle kriz zamanlarından geçtiğimiz, herkesin kendi içine yöneldiği bu günlerde takımı motive etmek adına lideri daha karmaşık ama bir o kadar da değerli günler bekliyor. Takımınızdaki iş arkadaşlarınızın ve paydaşlarınızın zor zamanlarında yanlarında olmanız, onları sadece bir iş robotu olarak görmek yerine bütünde onun da sizin de birer insan olduğunuzu hatırlamanız, bunu davranışlarınız aracılığıyla karşı taraflara iletmenizin çok kıymetli olduğuna inanıyorum. 

Kibarlığı ve ince düşünceli davranışlar sergilemeyi hayatınızın bir parçası olarak kullanabilmenin, liderin en önemli kaynaklarından olduğunu bir kere daha hatırlamamız değerli.

Karantina ve evden çalışma sürecinde birçok kişi tek başına bu süreci deneyimlemeye başladı ve haddinden fazla yoruldu. Bunun bir sebebinin de ekiple ilişkilerini artırmanın yolu olarak sabahın erken saatlerinden akşam güneş battıktan sonraya kadar Zoom, Teams ve benzeri uygulamalar aracılığıyla yaptıkları toplantıları bitiremeyen yöneticiler olduğu çok açık. Takım üyelerinin bireyselliklerine zaman ve sınır tanımadan bu kadar dahil olmak onları motive etmekle eş değer mi sizce? Ekibinizle ve paydaşlarınızla iletişimde olmanın, uzakta olsak da kalplerini ısıtmanın çok kolay olduğunu söylesem? Projenin son teslim tarihi gelmeden yetiştiren Yusuf Bey’i kutlamak veya bu hafta çok zor bir zaman dilimi geçirdiğini bildiğiniz Ceren Hanım’a sarılmak için uzakta olabiliriz ancak evine yolladığınız bir teşekkür çiçeği veya bir kutu “Biz sana değer veriyoruz ve bu günleri atlatacaksın :)” çikolatası aslında işe gelme motivasyonunu arttıran ve ekip içi bağı güçlendirilmesine yardımcı olan davranışlardır. Eminim ki bunları zaten biliyorsunuz ve çok kereler yaptınız ancak burada altını çizmek istediğim süreklilik ve olumlu olan davranışınızı alışkanlığa dönüştürecek size özel yolu bulabilmeniz.

Şimdi arkanıza yaslanın ve zihninizde şunu canlandırın: hem yurtiçinde hem yurtdışında üretim ve satış yapan yüz milyonlarca dolar cirolu bir şirketin genel müdürüsünüz ve 2020 hedeflerinize giderken ilk çeyrekte tüm dünya ile pandemiye yakalandınız. İlk yaptığınız eylem saat farklarını gözetmeksizin tüm organizasyondaki takım arkadaşlarınızın sağlığını ve güvenliğini sağlayacak önlemleri size bağlı yönetim takımınızla el yordamıyla da (eğer 100 yaşında değilseniz bu ilk salgın deneyiminiz) olsa almak oldu. Bu sayede ilk dalgayı minimum hasarla savuşturdunuz ancak Yönetim Kurulu Başkanınız sizi yönetim ekibinizin ve diğer kurul üyeleriniz önünde kuralları ve politikaları uygulamamakla eleştirdi ve bundan sonra kendisinin haberi olmadan hareket etmemenizi güzelce ifade etti.

Şimdi derin bir nefes alın ve tekrar arkanıza yaslanıp zihninizde şunu canlandırın; finanstan sorumlu genel müdür yardımcısısınız, pandemi sürecinde hem kendi işinizi çok başarılı yönettiniz hem de takım arkadaşlarınıza destek verdiniz. Şirketinizin ve sizin başarınız “Head Hunter” olarak adlandırılan profesyonellerin de dikkatini çekti ve art arda teklifler geldi. Son gelen teklif sizin rüya işiniz ve pozisyonunuz. Bu sebeple de mevcut işinizden ayrılmaya karar verdiniz. Hala pandeminin devam ettiği bir dönemde şirketteki en hayati pozisyonlardan birini bırakırken son hafta ortası akşam 19:30’a genel müdür tüm icra kuruluna toplantı koydu, siz pek istemeseniz de Zoom’u açtınız ve daha 10 dakika geçmişti ki siz dahil tüm katılımcıların daire zilleri çaldı ve kapıyı açtığınızda size özel menü ve içecekle karşılaştınız. Genel müdürünüzün size düzenlediği sanal veda yemeğinde olduğunuzu o an anladınız.

Bu noktada iki ana soru: Hangi liderle çalışmak istersiniz? Hangi Lider olmak istersiniz?  

Sen Dünkü Sen Değilsin, Ben de Dünkü Ben Değilim

 

Günlerden bir gün:

Buddha bir ağacın altında öğrencileriyle oturmaktadır. Bir Adam gelir ve yüzüne tükürür. Buddha yüzünü siler ve adama sorar, Başka? Başka NE söylemek istiyorsun? Adam şaşırır, çünkü bir insanın yüzüne tükürülünce Başka? diye sormasını beklememiştir. Böyle bir deneyimi yoktur. Daha önce insanları hep aşağılamıştır ve onlar DA kızarak tepki vermiştir. Ya DA korkudan gülümsemiş ve adama yaranmaya çalışmışlardır. Ama Buddha ikisini de yapmamış, NE öfkelenmiş, NE de korkmuştur. Sadece düz bir şekilde Başka? diye sormuştur.

Ama Buddha nın öğrencileri öfkelenir, tepki verir. En yakın öğrencisi Ananda der ki: Bu çok fazla, buna tahammül edemeyiz.

Buddha konuşur: Sesini çıkartma. O beni kızdırmadı, AMA siz kızdırdınız. O bir yabancı, buralara yeni gelmiş. Benim hakkımda bir şeyler duymuş olmalı; bu Adam tanrı tanımaz, tehlikeli, insanları yoldan çıkarıp yanıltıyor gibi şeyler. Benim hakkımda bir fikir edinmiş. O bana tükürmedi, kendi fikrine tükürdü; beni tanımıyor ki, bana nasıl tükürmüş olabilir? Eğer düşünürseniz, o kendi zihnine tükürdü. Ben onun bir parçası değilim, ve görüyorum ki bu zavallı adamın söyleyecek başka bir şeyi olmalı. Çünkü bu, bir şey söylemenin bir yolu; tükürmek bir şey söylemenin bir yolu. Bazen dilin yetmediğini hissettiğin anlar olur; derin sevgide, yoğun öfkede, nefrette, duada. Dilin yetmediği yoğun anlar olur. O zaman bir şey yapman gerekir. Derin sevgi duyduğunda, birine sarılırsın; NE yaparsın orada? Bir şey söylersin. Çok öfkelendiğinde birine vurursun, tükürürsün, bir şey söylüyorsundur. Bu adamı anlayabiliyorum. Söyleyecek başka bir şeyi daha olmalı. O yüzden Başka? diye sordum..

Adam daha DA çok şaşırır! Ve Buddha öğrencilerine der ki: Siz beni daha çok kızdırdınız, çünkü siz beni tanıyorsunuz, benimle yıllarca yaşadınız, AMA yine de tepki veriyorsunuz.

Şaşıran, kafası karışan Adam evine döner. Bütün gece uyuyamaz. Ertesi sabah geri döner. Buddha nın ayaklarına kapanır. Buddha sorar: Başka? Bu DA sözle söylenemeyeni söylemenin başka bir yolu. Ayaklarıma dokunduğun zaman, sözcüklere sığmayan, sıradan dille anlatılamayan bir şey söylüyorsun. Buddha devam eder: Bak Ananda, bu Adam yine burda, bir şey söylüyor. Çok derin duyguları olan bir Adam bu.

Adam Buddha ya bakar: Dün yaptığım şey için beni affet. Buddha cevap verir: Affetmek MI? Ama ben, dün o hareketi yaptığın Adam değilim ki. Ganj nehri sürekli akıyor, o hiçbir zaman aynı Ganj değil. Her Adam bir nehirdir. Senin tükürdüğün Adam artık burada değil; aynı onun gibi görünüyorum, AMA aynı değilim, bu yirmidört saatte öyle çok şey oldu ki! Nehirden çok su aktı. O yüzden seni affedemem, çünkü sana kızgın değilim.”

Ve sen de yenilendin. Görüyorum ki sen dün gelen Adam değilsin, çünkü o Adam kızgındı. O kızgındı, AMA sen önümde eğilip ayağıma dokunuyorsun, nasıl aynı Adam olabilirsin? Sen o değilsin, o yüzden bunu unutalım. O iki Adam; tüküren Adam ve tükürülen Adam, artık yok. Yakına gel. Başka şeylerden konuşalım.”

Lao Tzu’dan “Gerçek, Yargı ve Gelişim”

 

Köyün birinde bir yaşlı adam varmış. Çok fakirmiş ama Kral bile onu kıskanırmış…Öyle dillere destan bir beyaz atı varmış ki, Kral bu at için ihtiyara nerdeyse hazinesinin tamamını teklif etmiş ama adam satmaya yanaşmamış.

“Bu at, bir at değil benim için; bir dost, insan dostunu satar mı” dermiş hep. Bir sabah kalkmışlar ki,at yok. Köylü ihtiyarın başına toplanmış: “Seni ihtiyar bunak, bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi.Krala satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın. Şimdi ne paran var, ne de atın” demişler…

İhtiyar: “Karar vermek için acele etmeyin” demiş.”Sadece at kayıp” deyin, “Çünkü gerçek bu.Ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar.Atımın kaybolması, bir talihsizlik mi, yoksa bir şans mı? Bunu henüz bilmiyoruz. Çünkü bu olay henüz bir başlangıç.Arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez.”

Köylüler ihtiyar bunağa kahkahalarla gülmüşler. Aradan 15 gün geçmeden at, bir gece ansızın dönmüş…Meğer çalınmamış, dağlara gitmiş kendi kendine. Dönerken de, vadideki 12 vahşi atı peşine takıp getirmiş. Bunu gören köylüler toplanıp ihtiyardan özür dilemişler.” Babalık” demişler, “Sen haklı çıktın. Atının kaybolması bir talihsizlik değil adeta bir devlet kuşu oldu senin için, şimdi bir at sürün var..” “Karar vermek için gene acele ediyorsunuz” demiş ihtiyar. “Sadece atın geri döndüğünü söyleyin. Bilinen gerçek sadece bu. Ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz. Bu daha başlangıç. Birinci cümlenin birinci kelimesini okur okumaz kitap hakkında nasıl fikir yürütebilirsiniz?”

Köylüler bu defa açıkça ihtiyarla dalga geçmemişler ama içlerinden “Bu herif sahiden gerzek” diye geçirmişler…Bir hafta geçmeden, vahşi atları terbiye etmeye çalışan ihtiyarın tek oğlu attan düşmüş ve ayağını kırmış. Evin geçimini temin eden oğul şimdi uzun zaman yatakta kalacakmış. Köylüler gene gelmişler ihtiyara.” Bir kez daha haklı çıktın” demişler. “Bu atlar yüzünden tek oğlun, bacağını uzun süre kullanamayacak. Oysa sana bakacak başkası da yok. Şimdi eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın” demişler. İhtiyar “Siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz” diye cevap vermiş.” O kadar acele etmeyin. Oğlum bacağını kırdı. Gerçek bu. Ötesi sizin verdiğiniz karar. Ama acaba ne kadar doğru. Hayat böyle küçük parçalar halinde gelir ve ondan sonra neler olacağı size asla bildirilmez.”

Birkaç hafta sonra, düşmanlar kat kat büyük bir ordu ile saldırmış. Kral son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere çağırmış. Köye gelen görevliler, ihtiyarın kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri askere almışlar. Köyü matem sarmış. Çünkü savaşın kazanılmasına imkân yokmuş, giden gençlerin ya öleceğini ya da esir düşeceğini herkes biliyormuş. Köylüler, gene ihtiyara gelmişler… “Gene haklı olduğun kanıtlandı” demişler. “Oğlunun bacağı kırık ama hiç değilse yanında. Oysa bizimkiler, belki asla köye dönemeyecekler. Oğlunun bacağının kırılması, talihsizlik değil, şansmış meğer…” “Siz erken karar vermeye devam edin” demiş, ihtiyar. “Oysa ne olacağını kimseler bilemez. Bilinen bir tek gerçek var. Benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde… Ama bunların hangisinin talih, hangisinin şanssızlık olduğunu sadece Allah biliyor.”

Lao Tzu, öyküsünü şu nasihatla tamamlamış:

“Acele karar vermeyin. Hayatın küçük bir dilimine bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının. Karar; aklın durması halidir. Karar verdiniz mi, akıl düşünmeyi, dolayısı ile gelişmeyi durdurur. Buna rağmen akıl,insanı daima karara zorlar. Çünkü gelişme halinde olmak tehlikelidir ve insanı huzursuz yapar. Oysa gezi asla sona ermez. Bir yol biterken yenisi başlar. Bir kapı kapanırken, başkası açılır. Bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta olduğunu görürsünüz.”